Divrigi Haber
  DIVRIGI ULU CAMII
 










 
        Kaleden Divriği ulu camii 1
        Divriği ulu cami ve Daru'ş-şifası adıyla dünya sanat tarihinde yer alan bu eşsiz  eser, Anadolu Selçuklu Devleti Mengücek Oğulları Beyliği döneminde (1228)  Mengücek Beyi Ahmet Şah tarafından, Şifahane ise  Ahmet Şah'ın eşi Melike Turan tarafından yaptırılmıştır. Divriği ulu camii  Fatma hatun Camii, Ahmet Şah Camii diye de adlandırılır.   
            Divriği Ulu Camiinin ve Daru'ş-şifanın dünyadaki diğer tarihi eserlerden  bir takım  farkları vardır:
         Birincisi,böyle mükemmel üç boyutlu detaylı geometrik sitiller ve bitkisel bezemeler hiç bir yerde olmadığı sanat tarihçiler ve mimarlar tarafından söylenmektedir.Kapı ve duvarlara işlenen tüm motifler asimetriktir ve her karede  binlerce  taş işlemeli motif bulunur. Usta devamlı tekrardan kaçınmış ve kendisini yenilemiş. Hiç bir motife bağımlı kalmamıştır. Her motifte Allah'ın birliğinin vurgulandığı gözlemleniyor.                         
            Divriği Ulu Camii ve Daruşşifasının dört kapısı vardır. Şifahane Taç Tapısı,Cami Kuzey Taç Kapı,Cami Batı Taç Kapı ve Şah Mahfili Taç Kapısı. Her biri birbirinden farklı eşsiz bezemelerle göz kamaştıran bir mimarlık ve mühendislik harikası niteliğindedir.
Şifa hane Taç Kapısı 1
Şifahane Taç Kapısı,üzerindeki dev yıldızlar ve dev palmetlerle görkemli bir duruşu vardır.Mukarnaslı nişler çok detaylı işlenmiş.  Kapı üst kısmında bir pencere ve pencere önünde bir sütun mevcut.
          Binanın dengede durup durmadığını belirtmek için dönen bir kolon, 1938 depremine  kadar döndüğü ondan sonra mekanizmasının kırıldığı içine kilitlendiği söylenmektedir. 
        Şifahane Taç Kapısından içeri girdiğimizde ortada bir havuz, sağında ve solunda iki adet kolanla karşıda büyük bir eyvan bizi karşılıyor.Kolanların hepsinin motifleri farklı ve bizi o özlenen medeniyete götürüyor.Burada su sesi, musiki ve Kur-an sesi ile hastaların tedavi edildiği söylenmektedir. Şu anki psikiyatri  kliniklerinde kullanılan tedavi sisteminin bir kısmı 800 yıl önce burada kullanılıyormuş. İçerdeki küçük eyvanlarda ise şehit türbeleri mevcut. Rivayete göre Selçuklu döneminde yaşayan büyük zatlar savaşlarda şehit olmuş ve buraya defnedilmiş.
    Ayrıca bu eşsiz eserin gerçek sahipleri de sol karşıda, türbe özelliğindeki  bir odada yatmaktalar.Ahmet Şah, eşi Melike Turan, annesi Fatma Hatun, babası Süleyman Şah ve aile efradı burada yatmaktadır. Diğer lahitler ise talan edilmiş, sadece Ahmet Şah'ın ve eşi Melike Turan'ın lahitleri orijinalliğini korumaktadır.Burada patlıcan moru çiniler ve turkuvaz mavisi çinilerle altın varaklı YA ALLAH yazıları mevcut  
   Büyük eyvanda da Orta Asya kökenli bezemeler, kainatın yaratılışını, genişlemesini, verilen emir gereği hareket etmesi zamanın geçtiği,her şeyin hareket halinde olduğu ve bir sonun yaklaştığı kıyametin kopacağı, ALLAH' ın vaadinin yerine geleceği, TEVHİD in yerini bulacağı konusu anlatılmakta.Yani kainat  kitabı burada taşa işlenmiştir, diyebiliriz.Üst odalar,tabip odaları ve idari bina olarak kullanılmış.Tabip odalarına girişin üst tavanı alçak olarak yapılmış,saygı ve edep ile girilsin diye.Şifa haneden çıkarak yavaş yavaş camiye doğru gidelim.
Cami batı taç kapı
         Diğer kapılara göre daha çok ince detaylaarla işlenmiş,birbiri ile kesişen çokgenler,ince bir palmet zinciri,üçgen,dik dörtgen,kare ve prizmatik taşların iç içe yerleştirilmiş haldeki görüntüsü zihinlerde yeni ufuklar açıyor adeta. 
Batı kapısından iç detay
        Burada diğer taş işleme sanatından ayıran bir başka özellik de  taşın içerisine taş yerleştirilmiş olmasıdır.Bir çok  sanat eserinde taş işleme örnekleri kullanmıştır ama taşın içerisine taş yerleştirmesi sanatının sadece  bu eserde uygulanmıştır. 
Çift başlı kartal ve şahin kuşu
       Batı Taç Kapısın sağ kenarında çift başlı kartal sol kenarında da çift başlı kartalla birlikte tek başlı şahin kuşu kabartması ustalıkla yerleştirilmiştir..Çift başlı kartal, Selçuklu amblemi, tek başlı şahin kuşu ise Mengücek amblemi olarak bilinmektedir. Şahinin başı öne doğru eğik. Bu şekilde Ahmet Şah, Selçukluya saygısını,bağlılığı ifade ediyor.Çift başlı kartalın başının biri doğuya biri batıya bakmaktadır  o da Doğunun ve Batını hakimi Türkleri sembolize etmektedir. Ayrıca çift başlı kartal güç, kudret, özgürlük ,bağımsızlık anlamına da gelmektedir ki bu da TÜRK ruhu ile bağdaşıyor. Batı Taç Kapısından Kuzey Taç Kapıya doğru giderken minarenin kaidesinin bulunduğu köşeden geçiyoruz.  Kanuni zamanında Mimar Sinan Ulu Camide bir takım restorasyon çalışması yapmış ve bu kaide de o zaman yapılmıştır. Köşeyi  dönerken adete bir sanat gösterisinde mükemmel finale doğru yaklaşıyoruz. 
 
Kuzey taç kapı
        Kuzey Taç Kapının diğer adları da şunlardır:
         Kale Kapısı,Cümle Kapı ve Cennet Kapısı  
          Bir taş ancak bu kadar işlenebilir, o günün teknik bilgi,araç ve gereçleri ile bu eserin nasıl yapıldığı sorusu sürekli zihinlerde yankılanıyor.Burada  da hayranlık uyandıran  farklı desenler     incelendiğinde müthiş şekil ve mana ilişkisi kendini belli ediyor. Güneş diski,yaprak bulutları hayat ağacı motifi, hilaller ve yıldızlar yine üç boyutlu detaylı ve bitkisel bezemeli şekiller bir sanat galerisi gibi karşımızda duruyor.
         Kuzey Taç Kapının ana kapı kenar çerçevesi de düz bir sütunla çevrilmiş ve üç yönlü onlarca  simge  yerleştirilmiş. Buradaki işlemeciler de sekizgen yıldızlarla çevrilmiştir.Ahmet Şah  sağ bordüre yatay işlenmiş yıldız üzerine  "Adaletli sultanın mutluluğu, egemenliği ve saadeti sonsuz olsun" yazdırmış ve simetriğine de cami,  manevi olarak Allah' ın muhafazası altına alınsın diye ayet' el-kürsiyi yazdırmış.
Kuzey Taç Kapı, esas orijinal giriş kapısı olmasına rağmen 60 yıldır kapalı bulunuyor.Şu anda camiye Batı Kapısından   giriliyor. Kuzey Taç Kapıdan girildiğinde ise ilk önce bizi sağda ve solda iki adet emanet sandukası karşılıyor.
Emanet sandukaları
      O zamanlar buranın halkı uzak yerlere, yazlıklarına gittikleri zaman evlerinde olan altınları emanet olarak camiye bırakırlarmış, tabi cami 24 saat açıkmış ve aylar sonra geldiklerinde emanetlerini alıp giderlermiş. O zaman camide hırsızlık olmazmış. 
     Yukarı baktığımızda ilk önce 12 adet kabarmış sarkıtlarla çevrili düz bir tavan örtüsü(tonoz) ve karşıda 16 adet sütun göze çarpıyor.Kolonların hepsinin baş ve ayaklarının yine birbirinden farklı olduğunu görüyoruz. Bunlardan bazıları Osmanlı döneminde güçlendirilmiş, orijinalleri içerisinde. Kubbe, Cumhuriyet döneminde kıt imkanlarla yapılan restorasyonda ancak bu kadar yapılabilmiş. Cami, güney-doğu köşesindeki tonozlar orijinalliğini muhafaza etmiş ama batı tarafı çok hasar görmüş. Şah mahfilinin  yıllar öncesinden bütün ahşap işlemeleri, halıları ve kapısı malesef çalınmış. Şu anda kapı, pencere görünümünde, mahfil ise kuru bir iskelet gibi içler acısı bir şekilde duruyor.
Hacet (dilek) kapısı
Mahfilin hemen altındaki HACET KAPISI abanoz ağacından yapılmış, o yüzyılın ahşap işlemeciliği konusunda numunelik  olan panjur da defalarca çalınmak istenmiş. 
 Mihrap iç detay
         İlk bakışta sade bir yapı gibi görünen fakat o bütün sadeliği bir noktaya toplayan mihrap iç detay ise taşa taş çıkartırcasına işlenmiş. Mihrabın taşı bile farklı, daha sağlam olan taştan yapılmış. Namaz kılan cemaatin gözleri işlemelere takılıp huşuu bozulmasın diye sade yapılmış. Ayrıca imamın da bakabileceği yerler sade bırakılmıştır.İç detayda birbiriyle bağlantılı ters çevrilmiş kalpler yer alıyor bu kalpler yukarı doğru sıralanmış, mihrabın iki yanının kesiştiği uç noktaya iki adet elif, ortaya bir lale ve lalenin altına bir hilal yerleştirilmiş. 
          Ebcet hesabına göre elif,lale ve hilal ALLAH demektir, yani "Bütün kalpler ALLAH a muhtaçtır.Kalpler ancak ALLAH ı zikretmekle tatmin olur.Dönüş Ona'dır.Yapılan bütün secdeler, rükular ve dualar Ona gider.Allah; insanların yüzlerine giyimine, malına bakmaz, O, ancak insanların kalbine bakar." anlamları adeta taşa işlenmiş. Mihrap üstü kubbesi de cami içerisindeki akustiği sağlayabilmek için yapılmıştır. Cennet mekan Yavuz Sultan Selim Han tarafından Divriği Ulu Camiye saray halıları ile beraber hediye edilen çini bir küre kubbede asılı bulunuyordu.   BU değerli küre de, kubbede meydana gelen derin çatlamaların tehlike arz etmesi üzerine cami restorasyonu bitene kadar  Sivas müzesine muhafaza altına alınmıştır.
Yıllara meydan okuyan duruşuyla Minber. 
        Rivayete göre bu minberi iki usta on iki yılda yapmış.Abanoz ağacından yapılmış.İşlenebilmesi için yıllarca toprak altında su içerisinde  fırınlanıyor,işlendikten sonrada zaman geçtikçe sağlamlığı artıyor. Bu ağacın şu anda Afrika dolaylarında yetiştiği söylenmektedir.Anadolu’da ki Selçuklu eserlerinin çoğunda abanoz ağacından yapılmış minberlere rastlanırvar ama Divriği ULU CAMİ deki gibi ince işlenmiş, bitkisel bezemeli ve ayet ve hadislerle süslenmiş olan bu  minberin başka bir örneği mevcut değildir.  
Minber ustası imzası
          Minber ustasının adı   Tiflisli İbrahim oğlu Ahmet'tir.Minberin sağ tarafında Selçuklu hat sanatı ile Al-i İmran Suresi 16-17.ayet-i kerimeler yer almaktadır. Hattatın adı ise şöyle yazılmış."El fakir Ahmet bin Muhammed".
 
Şifa hane taç kapısı üzerinde saçları örgülü kadın ve erkek figürü
  
Güneş kursu
Hayat ağacı motifi
   
Eski bir görünüm
              
Namaz kılan erkek gölges

Mengücükler (1118-1250)

        Mengücük Gazî'nin, Malazgirt savaşına iştirak ettiği ve bu savaştan sonra Sultan Alp Arslan'ın Anadolu'yu zabtetmek için görevlendirdiği beyler arasında bulunduğu bilinmektedir. Türkmen beylerinden Mengücük, Anadolu'nun fethi sırasında Erzincan, Kemah, Divriği ve Karahisar'ı zaptetmişti. Kendisi bu çarpışmalarda şehit düştü. Oğlu İshak, 1118'de bu bölgede, babasının adını taşıyan beyliği kurdu.

        İshak Bey, beyliğini korumak için Selçuklularla, Artuklu ve Danişmendli beylikleriyle mücadele etti. Fakat Artuklu Belek tarafından mağlup edildi (1120). İshak Bey 1142'de ölünce beylik ikiye ayrıldı. Oğullarından Davud, Kemah ve Erzincan'da, Süleyman ise Divriği'de kendi beyliklerini ilan ettiler.

        Erzincan Kemah kolundan Fahreddîn Behrâm-şâh (1162-1225) ülkesini iyi yönetmiş, Erzincan onun zamanında önemli bir kültür ve ticaret merkezi haline gelmişti. Bu sırada Mengücüklü Beyliği, Türkiye Selçukluları Devleti'ne tâbi olmuştu.

        Davud Bey, Selçuklu II. Kılıçarslan tarafını tuttuğu için, ona düşman olan Danışmendli Yağıbasan tarafından 1162'de öldürüldü. Yerine geçen Fahreddin Behramşah, II. Kılıçarslan'ın damadı idi. 63 yıl hüküm sürdü ve bu süre içinde Erzincan'ı bir ticaret ve kültür merkezi haline getirdi.

        Behramşah, 1125'te öldüğü zaman oğlu Davudşah, Erzincan'da öteki oğlu Mehmed, Karahisar'da oturuyor ve bu şehirleri idare ediyorlardı. Bu şehirler 1128'de I.Alaeddin Keykubat tarafından Selçuklu topraklarına katılınca, beyliğin Kemah-Erzincan Kolu ortadan kalmış oldu.

        Divriği idaresini elinde tutan İshak Bey'in oğlu Süleyman ölünce, yerine oğlu Seyfeddîn Şehinşah geçti. Şehinşah Hıristiyanlarla mücadelede başarılı oldu. Selçuklu II. Kılıçarslan'a ve Sultan Süleymanşah'a bağlı kaldı. Fakat bu ailenin son beyi Melik Salih zamanında, Sultan I. Keykubat beyliğin topraklarını sınırlarına kattı ve Mengücük Beyliği sona ermiş oldu.
Divriği kolunun beylerinden Seyfeddîn Şahinşah (öl.1197) Türkiye Selçuklularına tâbi idi. Onun türbesindeki kitabeden Alp, Kutlug, Tuğrul ve Tegin gibi Türkçe unvan ve lâkablar kullandığı anlaşılıyor.

        Mengücükler, bir çok sanat eserleri yaptırmışlar ve bunlardan özellikle Divriği'de bulunan bazıları zamanımıza kadar gelmiştir. Bu eserlerden birisi Divriği'deki Kale Câmii'dir ve 1180-1'de Şâhin-şâh b. Süleymân tarafından yaptırılmıştır.

        Yine aynı kasabadaki meşhur Ulu Câmii de Mengücüklerden Ahmed Şâh tarafından 1228-89 yılında inşâ ettirilmiştir. Bu câmiin kapıları sanat tarihi bakımından birer şaheserdir. Ulu Câmii'n minberini ve hisarın kapılarından birini de Ahmed-şâh yaptırmıştır. Mengücüklü eserlerinden birisi de, Behrâm Şâh'ın kızı Turan Melek tarafından Ulu Camii'ye bitişik olarak yaptırılan Dârüşşifâ'dır.

  Binanın dengede durup durmadığını belirtmek için dönen bir kolon, 1938 depremine  kadar döndüğü ondan sonra mekanizmasının kırıldığı içine kilitlendiği söylenmektedir. 

        Şifahane Taç Kapısından içeri girdiğimizde ortada bir havuz, sağında ve solunda iki adet kolanla karşıda büyük bir eyvan bizi karşılıyor.Kolanların hepsinin motifleri farklı ve bizi o özlenen medeniyete götürüyor.Burada su sesi, musiki ve Kur-an sesi ile hastaların tedavi edildiği söylenmektedir. Şu anki psikiyatri  kliniklerinde kullanılan tedavi sisteminin bir kısmı 800 yıl önce burada kullanılıyormuş. İçerdeki küçük eyvanlarda ise şehit türbeleri mevcut. Rivayete göre Selçuklu döneminde yaşayan büyük zatlar savaşlarda şehit olmuş ve buraya defnedilmiş.

    Ayrıca bu eşsiz eserin gerçek sahipleri de sol karşıda, türbe özelliğindeki  bir odada yatmaktalar.Ahmet Şah, eşi Melike Turan, annesi Fatma Hatun, babası Süleyman Şah ve  aile efradı burada yatmaktadır. Diğer lahitler ise talan edilmiş, sadece Ahmet Şah'ın ve eşi Melike Turan'ın lahitleri orijinalliğini korumaktadır.Burada patlıcan moru çiniler ve turkuvaz mavisi çinilerle altın varaklı YA  ALLAH  yazıları mevcut

Büyük eyvanda da Orta Asya kökenli bezemeler, kainatın yaratılışını, genişlemesini, verilen emir gereği hareket etmesi zamanın geçtiği,her şeyin hareket halinde olduğu ve bir sonun yaklaştığı kıyametin kopacağı, ALLAH' ın vaadinin yerine geleceği, TEVHİD in yerini bulacağı konusu anlatılmakta.Yani kainat  kitabı burada taşa işlenmiştir, diyebiliriz.Üst odalar,tabip odaları ve idari bina olarak kullanılmış.Tabip odalarına girişin üst tavanı alçak olarak yapılmış,saygı ve edep ile girilsin diye.Şifa haneden çıkarak yavaş yavaş camiye doğru gidelim.

 

Cami batı taç kapı

     Diğer kapılara göre daha çok ince detaylaarla işlenmiş,birbiri ile kesişen çokgenler,ince bir palmet zinciri,üçgen,dik dörtgen,kare ve prizmatik taşların iç içe yerleştirilmiş haldeki görüntüsü zihinlerde yeni ufuklar açıyor adeta. 

 

 

Batı kapısından iç detay

    Burada diğer taş işleme sanatından ayıran bir başka özellik de  taşın içerisine taş yerleştirilmiş olmasıdır.Bir çok  sanat eserinde taş işleme örnekleri kullanmıştır ama taşın içerisine taş yerleştirmesi sanatının sadece  bu eserde uygulanmıştır. 

 

Çift başlı kartal ve şahin kuşu

Batı Taç Kapısın sağ kenarında çift başlı kartal sol kenarında da çift başlı kartalla birlikte tek başlı şahin kuşu kabartması ustalıkla yerleştirilmiştir..Çift başlı kartal, Selçuklu amblemi, tek başlı şahin kuşu ise Mengücek amblemi olarak bilinmektedir. Şahinin başı öne doğru eğik. Bu şekilde Ahmet Şah, Selçukluya saygısını,bağlılığı ifade ediyor.Çift başlı kartalın başının biri doğuya biri batıya bakmaktadır  o da Doğunun ve Batını hakimi Türkleri sembolize etmektedir. Ayrıca çift başlı kartal güç, kudret, özgürlük ,bağımsızlık anlamına da gelmektedir ki bu da TÜRK ruhu ile bağdaşıyor. Batı Taç Kapısından Kuzey Taç Kapıya doğru giderken minarenin kaidesinin bulunduğu köşeden geçiyoruz.  Kanuni zamanında Mimar Sinan Ulu Camide bir takım restorasyon çalışması yapmış ve bu kaide de o zaman yapılmıştır. Köşeyi  dönerken adete bir sanat gösterisinde mükemmel finale doğru yaklaşıyoruz. 

 

Kuzey taç kapı

      Kuzey Taç Kapının diğer adları da şunlardır:

         Kale Kapısı,Cümle Kapı ve Cennet Kapısı  

          Bir taş ancak bu kadar işlenebilir, o günün teknik bilgi,araç ve gereçleri ile bu eserin nasıl yapıldığı sorusu sürekli zihinlerde yankılanıyor.Burada  da hayranlık uyandıran  farklı desenler     incelendiğinde müthiş şekil ve mana ilişkisi kendini belli ediyor. Güneş diski,yaprak bulutları hayat ağacı motifi, hilaller ve yıldızlar yine üç boyutlu detaylı ve bitkisel bezemeli şekiller bir sanat galerisi gibi karşımızda duruyor.

         Kuzey Taç Kapının ana kapı kenar çerçevesi de düz bir sütunla çevrilmiş ve üç yönlü onlarca  simge  yerleştirilmiş. Buradaki işlemeciler de sekizgen yıldızlarla çevrilmiştir.Ahmet Şah  sağ bordüre yatay işlenmiş yıldız üzerine  "Adaletli sultanın mutluluğu, egemenliği ve saadeti sonsuz olsun" yazdırmış ve simetriğine de  cami,  manevi olarak Allah' ın muhafazası altına alınsın diye ayet' el-kürsiyi yazdırmış.

Kuzey Taç Kapı, esas orijinal giriş kapısı olmasına rağmen 60 yıldır kapalı bulunuyor.Şu anda camiye Batı Kapısından   giriliyor. Kuzey Taç Kapıdan girildiğinde ise ilk önce bizi sağda ve solda iki adet emanet sandukası karşılıyor.

 

 

Emanet sandukaları

  O zamanlar buranın halkı uzak yerlere, yazlıklarına gittikleri zaman evlerinde olan altınları emanet olarak camiye bırakırlarmış, tabi cami 24 saat açıkmış ve aylar sonra geldiklerinde emanetlerini alıp giderlermiş. O zaman camide hırsızlık olmazmış. 

     Yukarı baktığımızda ilk önce 12 adet kabarmış sarkıtlarla çevrili düz bir tavan örtüsü(tonoz) ve karşıda 16 adet sütun göze çarpıyor.Kolonların hepsinin baş ve ayaklarının yine birbirinden farklı olduğunu görüyoruz. Bunlardan bazıları Osmanlı döneminde güçlendirilmiş, orijinalleri içerisinde. Kubbe, Cumhuriyet döneminde kıt imkanlarla yapılan restorasyonda ancak bu  kadar yapılabilmiş. Cami, güney-doğu köşesindeki tonozlar orijinalliğini muhafaza etmiş ama batı tarafı çok hasar görmüş. Şah mahfilinin  yıllar öncesinden bütün ahşap işlemeleri, halıları ve kapısı malesef çalınmış. Şu anda kapı, pencere görünümünde, mahfil ise kuru bir iskelet gibi içler acısı bir şekilde duruyor.

  

 

Hacet (dilek) kapısı

Mahfilin hemen altındaki HACET KAPISI abanoz ağacından yapılmış, o yüzyılın ahşap işlemeciliği konusunda numunelik  olan panjur da defalarca çalınmak istenmiş. 

 

 Mihrap iç detay

  İlk bakışta sade bir yapı gibi görünen fakat o bütün sadeliği bir noktaya toplayan mihrap iç detay ise taşa taş çıkartırcasına işlenmiş. Mihrabın taşı bile farklı, daha sağlam olan taştan yapılmış. Namaz kılan cemaatin gözleri işlemelere takılıp huşuu bozulmasın diye sade yapılmış. Ayrıca imamın da bakabileceği yerler sade bırakılmıştır.İç detayda birbiriyle bağlantılı ters çevrilmiş kalpler yer alıyor bu kalpler yukarı doğru sıralanmış, mihrabın iki yanının kesiştiği uç noktaya iki adet elif, ortaya  bir lale ve lalenin altına bir hilal yerleştirilmiş. 

          Ebcet hesabına göre elif,lale ve hilal ALLAH demektir, yani "Bütün kalpler ALLAH a muhtaçtır.Kalpler ancak ALLAH ı zikretmekle tatmin olur.Dönüş Ona'dır.Yapılan bütün secdeler, rükular ve dualar Ona gider.Allah; insanların yüzlerine giyimine, malına bakmaz, O, ancak insanların kalbine bakar." anlamları adeta taşa işlenmiş. Mihrap üstü kubbesi de cami içerisindeki akustiği sağlayabilmek için yapılmıştır. Cennet mekan Yavuz Sultan Selim Han tarafından Divriği Ulu Camiye saray halıları ile beraber hediye edilen çini bir küre kubbede asılı bulunuyordu.   BU değerli küre de, kubbede meydana gelen derin çatlamaların tehlike arz etmesi üzerine cami restorasyonu bitene kadar  Sivas müzesine muhafaza altına alınmıştır.

       

 

Yıllara meydan okuyan duruşuyla Minber. 

    Rivayete göre bu minberi iki usta on iki yılda yapmış.Abanoz ağacından yapılmış.İşlenebilmesi için yıllarca toprak altında su içerisinde  fırınlanıyor,işlendikten sonrada zaman geçtikçe sağlamlığı artıyor. Bu ağacın şu anda Afrika dolaylarında  yetiştiği söylenmektedir.Anadolu’da ki Selçuklu eserlerinin çoğunda abanoz ağacından yapılmış minberlere rastlanırvar ama Divriği ULU CAMİ deki gibi ince işlenmiş, bitkisel bezemeli ve ayet ve hadislerle süslenmiş olan bu  minberin başka bir örneği mevcut değildir.  

 

 

Minber ustası imzası

  Minber ustasının adı   Tiflisli İbrahim oğlu Ahmet'tir.Minberin sağ tarafında Selçuklu hat sanatı ile Al-i İmran Suresi 16-17.ayet-i kerimeler yer almaktadır. Hattatın adı ise şöyle yazılmış."El fakir Ahmet bin Muhammed".

 

Divriği ulu cami ve Daru'ş-şifası adıyla dünya sanat tarihinde yer alan bu eşsiz  eser, Anadolu Selçuklu Devleti Mengücek Oğulları Beyliği döneminde (1228)  Mengücek Beyi Ahmet Şah tarafından, Şifahane ise  Ahmet Şah'ın eşi Melike Turan tarafından yaptırılmıştır. Divriği ulu camii  Fatma hatun Camii, Ahmet Şah Camii diye de adlandırılır.   

            Divriği Ulu Camiinin ve Daru'ş-şifanın dünyadaki diğer tarihi eserlerden  bir takım  farkları vardır:

         Birincisi,böyle mükemmel üç boyutlu detaylı geometrik sitiller ve bitkisel bezemeler hiç bir yerde olmadığı sanat tarihçiler ve mimarlar tarafından söylenmektedir.Kapı ve duvarlara işlenen tüm motifler asimetriktir ve her karede  binlerce  taş işlemeli motif bulunur. Usta devamlı tekrardan kaçınmış ve kendisini yenilemiş. Hiç bir motife bağımlı kalmamıştır. Her motifte Allah'ın birliğinin vurgulandığı gözlemleniyor.                         

            Divriği Ulu Camii ve Daruşşifasının dört kapısı vardır. Şifahane Taç Tapısı,Cami Kuzey Taç Kapı,Cami Batı Taç Kapı ve Şah Mahfili Taç Kapısı. Her biri birbirinden farklı eşsiz bezemelerle göz kamaştıran bir mimarlık ve mühendislik harikası niteliğindedir.

Şifahane Taç Kapısı,üzerindeki dev yıldızlar ve dev palmetlerle görkemli bir duruşu vardır.Mukarnaslı nişler çok detaylı işlenmiş.  Kapı üst kısmında bir pencere ve pencere önünde bir sütun mevcut.





 

 

 

 

 
  7 ziyaretçi  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=